15 tatil ne zaman bitecek? Okullar ne zaman açılacak?

Kasım ayında ilk ara tatile çıkan öğrenciler 17 Ocak’ta ise yarıyıl tatiline çıktılar. Bugün itibariıyla aradan 5 gün geçti. İlk haftanın sonuna gelinirken öğrenciler bir yandan da “15 tatil ne zaman bitecek? Okullar ne zaman açılacak?” sorularını yöneltiyor.

OKULLAR NE ZAMAN KAPANACAK? 15 TATİL NE ZAMAN BİTİYOR?

17 Ocak 2020 günü ilk dönem karnelerinin alınmasıyla başlayan 15 tatil, 3 Şubat 2020 Pazartesi günü ikinci dönemin başlamasıyla birlikte sona erecek.

İKİNCİ ARA TATİL NE ZAMAN?

Yılın son ara tatili, 6-10 Nisan 2020 tarihleri arasında yapılacak.

MEB, destekleme ve yetiştirme kurslarını mercek altına aldı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2023 Eğitim Vizyonu’nda belirlenecek sınıf düzeylerinde herhangi bir notlandırma olmaksızın “Öğrenci Başarı İzleme Araştırması” yapılmasını hedef olarak koymuş, bu kapsamda da 2019’da 81 ilde 4, 7 ve 10. sınıf düzeylerinde Türkçe, matematik ve fen bilimleri dersleriyle ilgili öğrenci başarı izleme araştırması yapmıştı.

Bakanlık 2019’da Örgün ve Yaygın Eğitimi Destekleme ve Yetiştirme Kursları (DYK) Yönergesinde yaptığı değişiklikle, her dönem sonunda 5’inci sınıftan 12’nci sınıfa kadar tüm seviyelerde Türkçe, matematik, fen bilimleri ve yabancı dil derslerinden izleme ve değerlendirmeye yönelik öğrenci başarı araştırması yapılmasını öngörmüştü.

Bu kapsamda, 2019’daki araştırmanın kapsamı genişletildi ve Bakanlık tarafından ilk kez 2019-2020 eğitim-öğretim yılı için DYK’lerde birinci dönem sonu öğrenci başarı araştırması, 5’inci sınıftan 12’nci sınıfa kadar tüm seviyelerde Türkçe, matematik, fen bilimleri ve yabancı dil derslerinden 81 ilde yapıldı.

Sınav, 1376 lise ve 971 ortaokul olmak üzere 2 bin 347 okulda uygulandı. 180 bin 177 öğrencinin katıldığı öğrenci başarı izleme araştırmasında, ders temelli araştırma uygulamasına öğrenci katılım sayısı ise 310 bin 76 olarak gerçekleşti.

Öğrenci başarı araştırmasında ortaokul 5, 6, 7 ve 8’inci sınıflardan DYK’lere katılan öğrencilere Türkçe, matematik, fen bilimleri ve İngilizce derslerinden ortak sınav yapılırken 9, 10,11 ve 12’nci sınıflardan DYK’lere katılan öğrencilere ise Türk dili ve edebiyatı, matematik, fizik, kimya, biyoloji ve İngilizce derslerinden ortak sınav yapıldı.

“KAPSAMLI BİR ARAŞTIRMA OLDU”

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2023 Eğitim Vizyonu çerçevesinde farklı kademelerde 4, 7 ve 10’uncu sınıf öğrencilerine yönelik öğrenci başarı izleme araştırmasını Türkçe, matematik ve fen bilimleri alanlarında ilk kez 81 ilde 2019 yılı nisan ayında gerçekleştirdiklerini hatırlattı.

Destekleme ve yetiştirme kursları için de her dönem sonunda aynı yaklaşımı uygulamaya yönelik 2019’da mevzuat değişikliği yaptıklarını anımsatan Selçuk, “Bu araştırma 5’inci sınıftan 12’nci sınıfa kadar tüm sınıflardan bu kurslara katılan öğrencilerin dönem sonunda Türkçe, matematik, fen bilimleri ve yabancı dil derslerinden başarılarını izlemeye yönelik olduğu için 2019 yılında yaptığımıza göre daha kapsamlı bir araştırma oldu. ” diye konuştu.

Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğünün bu araştırmayı yapabilmek için aylardır yoğun bir çalışma yürüttüğünü aktaran Selçuk, bu kapsamda illerde ölçme değerlendirme merkezlerinde bu araştırmaların yapılmasıyla ilgili eğitimler düzenlendiğini belirtti.

“KURSLARIN ETKİNLİĞİNİ ARTIRABİLMEK İÇİN GEREKLİ DESTEKLERİ SAĞLAYACAĞIZ”

Soruların hazırlanması aşamasında illerle ortak çalışmalar yürütüldüğünü ifade eden Selçuk, şunları kaydetti:

“81 ilde araştırma eş zamanlı yapıldı ve sorunsuz bir şekilde tamamlandı. Araştırma 2 bin 347 okulda uygulandı ve tekil 180 bin 177 öğrenci katıldı. Aynı öğrenci birden fazla araştırmaya katıldığı için araştırmaya katılan ders temelli öğrenci sayısı 310 bin 76’ye çıktı. Dolayısıyla çok kapsamlı bir araştırma oldu. Sonuçların değerlendirmesi devam ediyor. Değerlendirme sonunda bu kurslarımızın verimliliğini görmüş olacağız ve bu kursların öğrencilerimizin başarılarına etkilerini ve dolayısıyla kursların etkinliğini artırabilmek için gerekli destekleri sağlayacağız. Sürece büyük emek veren Bakan Yardımcım Mahmut Özer’e, Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğümüze, tüm il müdürlerimize, 81 ildeki ölçme ve değerlendirme merkezlerimize, yöneticilerimize ve öğretmenlerimize teşekkür ediyorum.”

İkinci tatil bugün başlıyor

İlk ve orta dereceli okullarda okuyan yaklaşık 18 milyon öğrenci bugün yarıyıl tatiline giriyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) bu yıl getirdiği uygulamayla tatil sayısı, dörde çıktı. 15-25 Kasım tarihlerinde tatil yapan öğrenciler, henüz iki ay bile dolmadan yeniden iki hafta derslerden ve okuldan uzak kalacaklar.
Uzmanlar, tatillerin öğrencilerin dinlenmeleri için iyi bir fırsat olduğunu dile getiriyorlar. Ancak ilk ara tatil sonrası okula henüz adapte olan öğrencilerin, döndüklerinde uyum sorunu yaşamamaları için eğlenip, dinlenmenin yanı sıra derslerine de zaman ayırmaları gerektiğine dikkat çekiyorlar. Karne konusunda ise her zamanki gibi ailelere önerileri, kötü karnenin cezalandırılmaması, abartılı şekilde ödüllendirilmemesi yönünde. Uzmanların görüşleri şöyle:

‘Karne yol gösterici’

Karnenin, eğitim sürecinin öğrenciye bilişsel, duyuşsal ve psikomotor özellikler bakımından neyi ne kadar kazandırdığını gösteren önemli bir araç olduğunu kaydeden Yeditepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü Başkanı Doç. Dr. Yelkin Diker Coşkun, “Karne akademik gelişimi desteklemede önemli bir yol gösterici olarak da görülür. Karne öğrencinin hem kendisi hem de ailesi için bir öz değerlendirme yapmasına ve gerekiyorsa öğrencinin onayıyla ders çalışma alışkanlıklarında düzenlemeler yapılmasına yardımcı olabilir” yorumunda bulunuyor.

Karnenin öğrenci gelişimini desteklemede kullanılacak araçlardan yalnızca biri olarak görülmesi gerektiğini vurgulayan Coşkun, “Karne öğrencinin dönemlik değerlendirilmesidir. Karne başarısıyla çocukların kişiliklerinin değerlendirilmesi, etiketlenmesi yanlış. Öğrenme durumsaldır ve aile tutumu, öğretmen, sınıf ortamı, araç gereç vb. pek çok etmenden etkilenir. Karne aslında bu bütünün bir değerlendirmesinin sonucudur” diyor.

‘Kırıcı olmayın’

Karnenin sohbet gündeminde olacağını ve olması gerektiğini ifade eden Coşkun, “Aile bireylerinin karne kavramıyla ilgili görüşlerini çekinmeden, kırıcı olmayan bir dille çocuklarıyla paylaşması önemli ancak bundan daha da önemlisi çocukların karneyle ilgili düşüncelerini aileleriyle paylaşabilmesi. Çocuk kendi öz değerlendirmesini çekinmeden yapabilmeli. Çocuğunuzun zayıf ya da güçlü olduğu derslerle ilgili düşüncelerini öğrenmelisiniz. Ebeveynin karneyi çocuğun kimliğinin, kişiliğinin önüne geçen bir durum olarak görmediğini bu sohbetlerde açıkça belirtmesi gerekir” diye konuşuyor.

Kötü karnenin birçok nedeni olduğunu anımsatan Coşkun, şunları söylüyor: “Çocuğunu iyi tanıyan bir veli karneyle ilgili olumlu ya da olumsuz bir tutum sergilememesi gerektiğini bilir. Çocuklarla ilgili tutumlarımızı sınav, karne, başarı vb. dışsal özellikler etkilememeli. Çocukları olduğu gibi kabul etmek ve onlarla ilgili olumlu duygulara sahip olduğumuzu hissettirmek en sağlıklısı. Aksi durumda yani ceza, mahrumiyet, duygusal baskı gibi durumlarla karşılaşması öğrenme sürecine ilişkin olumsuz tutum geliştirmesine neden olacaktır.”

‘Emeğine değer verin’

Florya Uğur Koleji Anadolu Lisesi Rehberlik Koordinatörü Ebru Ceylan da “Çocuklar karne sonuçlarına göre çalışkan, vasat ya da tembel olarak nitelendirilmemeliler” uyarısında bulunuyor. Karne sonucu ne olursa olsun öğrencilerin verdikleri emeklere göre değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren Ceylan, şunları söylüyor:

“Karnede düşük notlar varsa kişiliğe yönelik değil, ders çalışma yöntemleri hakkında değerlendirmeler yapılmalı, aşırı cezalandırma ve ödüllendirmeden kaçınılmalı. Aşırı tepki vermek çocukların kendilerine olan benlik saygılarının düşmesine, aile ilişkilerinin zedelemesine ve okula ve öğrenmeye karşı olumsuz bir tutum geliştirmesine neden olabilir.”

‘Aile ziyaretleri yapın’

Uzmanların ortak görüşü karne notu ne olursa olsun, tüm öğrencilerin tatili hak ettiği yönünde. Ancak eğlenme ve dinlenmenin yanı sıra derslere de zaman ayrılması gerektiği görüşündeler. Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Ilgın Başaran, çocuğun zamanını iyi değerlendirebilmesi için ailelerin tatili nasıl geçireceklerini önceden planlaması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor: “Ailecek yürüyüş yapmak, sinemaya, tiyatroya gitmek, aile ziyareti gibi aktivitelerle de mutlu bir tatil geçirebilmek mümkün.”

Sömestr tatilinin öğrencilerin öncelikli olarak dinlenmesi için olduğunu anımsatan Doç. Dr. Yelkin Diken Coşkun ise “Ne aktiviteye boğulmalarına ne de ders çalışmalarına dönük bir program yapılmalı. Kendi tatil programlarını, günlük rutinlerini kendileri planlamalılar. Kitap okuma, televizyon izleme, oyun, dinlenme vb. aktiviteleri dengeli biçimde içeren rutinlerinin olması yeterli. Bu günlük rutin hafta sonları etkinliklerle zenginleştirilebilir” diyor.

Öğrencilere ödev verilsin mi?

Geçtiğimiz yıllarda MEB, öğrencilere ödev verilememesi uyarısında bulunmuştu. Son olarak Bakan Selçuk ise öğrenciye göre ödev verilmesi gerektiğini belirtti. Uzmanlar ise hiç ödev vermemek yerine kaliteli, iyi planlanmış, ilgi ve ihtiyaçlara göre hazırlanmış az sayıda ödev vermenin doğru olacağı görüşünde.

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Gülşah Batdal Karaduman, “Eğitimde öğrencilerin öğrendikleri bilgileri kalıcı hale getirmesi, pekiştirmesi ve yeni durumlara uyarlayabilmesi için onları aktif hale getiren ev ödevlerinin verilmesi oldukça önemli. Ödev, öğrencinin öğretmeninden dinlediklerini özümsemesine hizmet eden etkinliklerdir. Özellikle eğitimin ilk yıllarında sorumluluk duygusunun gelişmesinde olumlu katkı sağlayan ev ödevleri bireyin kişilik gelişimini de desteklemekte” diyor.

Karaduman ödevin faydalarını ise şöyle sıralıyor: “Sınıfta kazanılmış bilgi ve becerileri öğrencilere hatırlatır, daha kalıcı olmasını sağlar, başarıyı artırır, özgüvenin artmasına destek olur.”

Hiç ödev vermemek yerine kaliteli ve iyi planlanmış az sayıda ödev vermenin daha doğru olacağını belirten Karaduman, “Ev ödevi basit ve konuyu özetleyen bir çalışma şeklinde, az ama nemli noktaları içerecek boyutlarda, öğrencinin yaşına, bilgi düzeyine göre olmalıdır” diyor.

LGS başvuruları başladı mı? LGS sınavı ne zaman?

Liselere Geçiş Sistemi sınavı’nın daha önce 7 Haziran’da uygulanacağı belirtilmişti. Fakat başvuru tarihi hakkında bir açıklama yapılmamıştı. Binlerce 8. sınıf öğrencisi güzel bir lise için hayal kurarken bir yandan da “LGS başvuruları başladı mı?” diyerek bir haber almaya çalışıyor.

LGS BAŞVURULARI BAŞLADI MI?

2020 LGS: Merkezî Sınavla Öğrenci Alan Ortaöğretim Kurumları sınavı 7 Haziran’da gerçekleşecek. MEB’den başvuru tarihine ilişkin henüz bir açıklama ise yapılmadı.

LGS’DE KAÇ SORU SORULACAK?

Sözel Bölüm: Toplam 50 soru sorulacak ve 75 dakika süre verilecek.Türkçe: 20 T.C. İnkılap: 10 Din Kültürü: 10 İngilizce: 10

Sayısal Bölüm: Toplam 40 soru sorulacak ve 80 dakika süre verilecek.Matematik: 20 Fen Bilimleri: 20

İki oturum olarak düzenlenecek sınavda, soru sayısı ve ders dağılımlarında bir değişiklik yapılmadı. Sınav, 8. sınıf öğretim programları esas alınarak yapılacak. Sınav, iki bölüm halinde ve aynı gün uygulanacak. Sınavda çoktan seçmeli 90 soru sorulacak. Bakanlık, sayısal alan sınav oturumunda 60 dakika olan sürenin 20 dakika uzatılmasını kararlaştırdı. Buna göre, sınavın birinci bölümü 50 soruluk sözel alandan oluşacak ve 75 dakika süre verilecek. İkinci bölüm ise 40 soruluk sayısal alan testinden oluşacak ve 80 dakika süre tanınacak.

Son dakika: Asrın projesinde sabotaj şüphesi

Mersin’den KKTC’ye uzanan Deniz Geçişi İsale Hattı’nda geçen hafta meydana gelen kopma soru işaretlerine yol açtı. Hasarla ilgili, “bir boruda kopma meydana geldiği” açıklaması yapılırken, Su Politikaları Derneği uzmanları tarafından hazırlanan ön değerlendirme raporunda ‘sabotaj veya trol avcılığından kaynaklı’ bir hasara dikkat çekildi.
Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, inşaat yüksek mühendisi Yusuf Başlamışlı ile su politikaları uzmanı Dursun Yıldız tarafından hazırlanan ön değerlendirme raporunda isale hattının, askılı boru sistemiyle deniz geçilerek su aktarılan dünyadaki tek proje olduğuna dikkat çekilerek, “Beş yıldır sorunsuz olarak işletmede hasar sonrası yapılan ilk gözlemde şamandıranın deniz yüzeyinde görülmesi nedeniyle hasara neden olabilecek ihtimaller arasında şamandırayı deniz tabanındaki beton bloklara bağlayan askı halatının kesilmeye maruz kalarak hasarın oluşma ihtimali yüksek görülmektedir. İkinci ihtimal ise 350-400 metreye ağ bırakabilen gırgır teknelerinin avlanma sırasında ağın şamandıraya dolanması sonucu şamandıranın yukarıya çekilmesi ve sonra askı halatının kesilerek deniz tabanındaki beton bloğun aşağıya bırakılmasıdır” denildi.

250 m derinlikte

Bölgede olağanüstü deprem, tsunami gibi koşulların oluşmadığı, fiziki bir hasar gerçekleşmesinin imkansız olduğu vurgulanan raporda, şu ifadelere yer verildi:

“Hasar sonrası yapılan ilk gözlemde şamandıra deniz yüzeyinde görülmüştür. Boru hattının geçtiği bölgede deniz altında oluşabilecek akıntıların böyle bir hasarın oluşmasında etkili olmayacağı değerlendirilmiştir. İsale hattı deniz yüzeyinden 250 metre derinlikte ve askıda geçirilmiştir. KKTC Su Temin Projesi’nde 66.5 kilometrelik deniz geçişi isale hattı, her biri 1600 mm anma çapına sahip ve 500’er metre uzunluğunda olan yüksek yoğunluklu polietilen yekpare boruların birbirine mekanik olarak bağlanması suretiyle teşkil edilmiştir. Yüzeyinden 250 metre derinlikteki borular, şamandıralar vasıtasıyla askıda tutulmuş ve deniz tabanına beton bloklar vasıtasıyla da sabitlenmiştir. Bloklara bağlanan askı halatının kesilmeye maruz kalarak hasarın oluşma ihtimali yüksek görülmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nden KKTC’ye gelen vanalar hatta sorun olduğu için kapatılmıştır. Bu nedenle boru hattından KKTC’deki Geçitköy Barajı’na su iletimi durmuştur. Ancak Geçitköy Barajı’nda KKTC’nin 10 aylık su ihtiyacını karşılayacak 20 milyon metreküp su bulunmaktadır. Hasarın onarımı ve boru içine dolan tuzlu suyun boşaltılması bu süreden çok daha kısa süre içinde gerçekleşebilecektir. Bu nedenle oluşan bu hasarın KKTC’nin su arz güvenliğine olumsuz etkisinin olmayacağı değerlendirilmektedir.”

Özel üniversite gerekli mi?

Gebze Teknik Üniversitesi’nde 10 Ocak’ta düzenlenen “Araştırma Odaklı İhtisaslaşma Üniversiteleri Çalıştayı” sırasında açıklamalarda bulunan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Yekta Saraç, özel üniversite kavramının tartışılması gerektiğine dikkat çekti. Vakıf yükseköğretim sisteminin yetersiz kaldığını, sürdürülmesinin çok zor olduğunu belirten Saraç, “Vakıf üniversitesi sisteminin yeniden düzenlenmesi diğer taraftan da Türkiye’nin özel üniversiteyi tartışması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Saraç, özel üniversitelerden elde edilecek vergi gelirinin ise yüksek tahsilinde maddi açıdan zor durumda olan çocuklara harcanması gerektiğini kaydetti. Daha önce de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, vakıf üniversitelerinin vakıf olmaktan çıkıp, tamamen ticari çalıştıklarına yönelik bir değerlendirmede bulunmuştu. Öncelikle Anayasal değişikliği gerektiren özel üniversitelerin kurulmasını destekleyenler de var sakıncalı bulanlar da. Eğitimcilerin görüşleri şöyle:

‘Devlete yük olur’

URAP Başkanı Prof. Dr. Ural Akbulut: Özel üniversitelerin kurulmasına karşıyım, doğru değil. Anayasamız yükseköğretimin ticari bir meta olmasına izin vermiyor. Türkiye’de üniversite enflasyonu oldu. Vakıf üniversitelerinin büyük bölümünde Ar-Ge’nin A’sı yok. Çoğunun sıralamalarda adı bile geçmiyor. Tamamen ticari yaklaşıyorlar. Vakıflardaki öğrencilerin yüzde 60’ı dar gelirli ailelerin çocukları. Öğrencilerin yediği yemek bile devlet üniversitelerinin 5-10 katı.

Vakıf üniversitesi demek vakfetmek demek. Harvard, dünyanın en büyük vakıf üniversitesi. 35 milyar dolar vakfiyesi var. Aldığı parayı Ar-Ge’ye kullanıyor. Johns Hopkins Üniversitesi’nin 2019’daki Ar-Ge payı 2,5 milyar dolar. Türkiye’deki bütün üniversitelerin Ar-Ge payı bu kadar. Vakıf üniversitelerinin her yıl öğrenciyi destekleyecek parayı vakfından koyması gerek. Özel üniversite açmak için bir vakfa gerek yok, herkes açabilir. Belli kriterler gelir ama önemli değil, kâr amaçlı olacak.

Vakıflarda garantör devlet üniversitesi var. Ancak devletlerin özel üniversitelere garantör olması tehlikeli. Üniversite bir ülkenin geleceği, tamamen ticaret yapanlara emanet edilemez. İşte gördük, pek çok özel okul battı. Vakıflarda yeterli Ar-Ge yapmayanlar kapatılacak denilmeli. En azından para cezası uygulanmalı. Vakıflar, dünya sıralamalarında iyi yere gelmiş olsa, Ar-Ge payları devletlere fark atmış olsa, o zaman özel üniversitenin açılması düşünülebilirdi. Özellerden alınacak verginin burs olarak aktarılması ise mümkün değil. Bu işi tüccarlar, kâr için yapacaklar. Vergi vermemek için tüm yolları bilirler. Vakıfların kapatılanları devlete devredildi, hepsi yük oldu. Özeller de battıkça devlete yük olur.

‘Vakıflar, özel gibi

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu: Anayasa’nın 130. Maddesi’ne göre vakıf ve devlet üniversiteleri kurulabiliyor. Bu açıkça kurala bağlanmış. Mevcut durumda özel üniversite kurmak mümkün değil. Bunun için Anayasa değişikliği yapmak gerekir. Nitelikli çoğunluk gerekli. Siyasi partiler bu yönde görüş oluşturursa kaldırılabilir. Muhalefet de desteklemeli. İki dönem YÖK üyeliği yapan biri olarak bana göre de vakıf üniversitelerinin çoğu özel üniversite gibi. Fiilen vakıf üniversitesi gibi çalışan çok az kurum var. Eğer özel üniversiteler açılırsa vakıf, devlet, özel olarak üniversitelerin statüsü belli olur. Bu açıklığa kavuşmuş, hepsi doğru tanımlanmış olur. Özel üniversiteye gidenler üniversitenin kâr amaçlı bir yer olduğunu bilir.

‘Öğrenci müşteri görülüyor’

Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan: “Her ile bir üniversite” projesiyle sadece devlet üniversitelerinin değil vakıfların sayısında da muazzam bir artış oldu. Türkiye’de tabela üniversite enflasyonu var. Özel üniversitelerin kurulmasının istenmesinin temel nedeni eğitim ve yükseköğretim hizmeti alanının kârlı alan görülmesidir. Öğrenciyi müşteri olarak ve iş gücü hazır yatırım alanı olarak tarif eden anlayış devam ediyor. Özel üniversite şirket üniversitesidir. Bunun olabilmesi için Anayasal değişiklik yapılması şart! Şirket üniversiteleri, tamamıyla kâr amacı güdecek kurumlardır, üniversite niteliği taşımazlar. Eğitim Sen olarak özel/şirket üniversitelerine karşıyız. Özel üniversitelerden elde edilecek vergi gelirinin maddi durumu yetersiz öğrencilere burs olarak aktırılacağına yönelik açıklama, yeni vergi arayışlarının olduğunu gösteriyor. Vergiler, kamu, öğrenci yararına, kamusal eğitimi güçlendirmek için kullanılmalı.

‘Kitlesel eğitim vermekteler’

MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin: Özel üniversitelerin kurulması fikrini destekliyorum. ABD’de üç tip üniversite mevcut: Devlet, vakıf ve özel. En iyileri vakıf ve devlet. Özel Üniversiteler ise daha çok kitlesel eğitim vermekte, dünya sıralamalarında fazla öne çıkamamakta. ABD’deki en iyi ilk 3 üniversite vakıf üniversitesi. Türkiye’den ilk üçe girenler de vakıflar. Vakıfların Türk yükseköğretimine katkısı bu anlamda kaçınılmaz. Ancak son 10-15 yıldır çok hızlı şekilde kurulan vakıf üniversitelerinin vakıf olma özellikleriyle ilgili tartışmalar devam etmekte.

Özel üniversite yasası çıkarılarak, mevcut vakıflara da özel üniversite statüsüne geçiş hakkı tanınarak gerçek vakıf üniversitelerini de rahatsız eden bu tartışmaların son bulacağına inanıyorum. Özel üniversiteler kâr amacı güden şirketlere benzer. Mali denetimi Maliye Bakanlığı’nın denetimine tabi, akademik olarak ise YÖK’e bağlı olmalı. Özellerde bence garantör üniversiteye gerek yok, üniversite faaliyet yapamaz noktaya gelince, öğrencilerini YÖK istediği üniversitelere yerleştirebilir. K12’deki özel okullarda uygulanan düzen bir referans olabilir. Elde edilecek gelirin maddi durumu yetersiz öğrencilere burs olarak aktarılması da hayata geçirilebilir bir uygulama. Başkan’ın bu yaklaşımı çok doğru. Bu şekilde olursa özel üniversitelere daha çok sahip çıkılır.

BİLSEM sınav sonuçları ne zaman açıklanır? Bireysel sınav ne zaman?

Bilim ve sanat merkezleri; örgün eğitim kurumlarına devam eden ve genel zihinsel yetenek, görsel sanatlar veya müzik yetenek alanlarında özel yetenekli olarak tanılanan öğrencilere, yeteneklerini geliştirerek kapasitelerini en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak amacıyla destek eğitim veriyor. İki aşamalı şekilde sınavlar gerçekleşiyor. İlk olarak grup tarama sınavları başladı. 4 Ocak’ta başlayan sınavlar 19 Nisan’da son bulacak. Peki, sonuçlar ne zaman açıklanacak?

GRUP TARAMA SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK?

BİLSEM kılavuzunda yer alan bilgilere göre grup tarama uygulama sonuçları 22 Nisan 2020 tarihinde http://meb.gov.tr adresinde açıklanacaktır. Sonuçlar öğrencinin T.C. kimlik numarası ile sorgulanacaktır.

DUS ek tercihleri alınmaya başlandı

ÖSYM’nin internet sitesinde yer alan duyuruya göre, 2019 DUS ek tercih işlemleri bugünden itibaren 16 Ocak saat 23.59’a kadar yapılabilecek.

Adaylar tercihlerini bireysel olarak ÖSYM’nin “https://ais.osym.gov.tr” internet adresinden T.C. kimlik numaraları ve aday şifrelerini kullanarak elektronik ortamda gerçekleştirebilecek.

Ek yerleştirme işleminde, 2019-DUS Başvuru Kılavuzu’nda yer alan ilke ve kurallar uygulanacak.

YKS başvuruları başladı mı? Üniversite sınavı ne zaman?

Üniversite sınavları haziran ayında gerçekleşecek. Yalnız sınava girmek için elbette YKS başvurusu yapmak gerekiyor. Bu nedenle başvuru tarihi müthiş önemli… Hayalindeki üniversiteyi kazanmak isteyen üniversite adayları “YKS başvuruları başladı mı?” sorusuna sık sık cevap arıyor.

2020 YKS BAŞVURULARI NE ZAMAN BAŞLIYOR?

Üç ayrı oturumda tamamlanacak olan Yükseköğretim Kurumları Sınavının(YKS) başvuru tarihleri:

YKS (TYT – AYT – YDT) BAŞVURU TARİHLERİ: 6 Şubat 2020 – 3 Mart 2020 tarihleri arasında alınacak.

2020 YKS NE ZAMAN?

YKS (TYT – AYT YDT) SINAV TARİHLERİ: 20 – 21 Haziran 2020 tarihlerinde uygulanacak.

2020 YKS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK?

YKS sonuçları 23 Temmuz 2020 tarihinde adayların erişimine açılacak.